
Çocuk adını kapakta gördüğü an, kitap birden onun olur, ve bir daha kimsenin değil.
Bir çocuğa yeni bir kitap uzattığınızda yüzünde iki ayrı ifade belirir. Önce kibarlık: “teşekkür ederim”. Sonra merak: “bunun içinde ne var”. Ama kapakta kendi adını gördüğünde üçüncü bir ifade daha eklenir, ve bu ifadeyi tarif etmek zordur. Gözleri biraz büyür, parmağı harflerin üstünde durur, sesi alçalır. O an, kitabın onun için yapıldığını anlar. Ve bu anlayış, sıradan bir okuma deneyimini ömürlük bir hatıraya dönüştürür.
Gelişim psikolojisinde “isim duyarlılığı” denen bir olgu vardır. Bebeklerin kendi adlarını dört beş aylıkken bile diğer seslerden ayırt edebildiği bilinir. Adımız, dünyadaki ilk sabit kimliğimizdir. Bir çocuk kendi adını duyduğunda beyninin dikkat ağları farklı bir şekilde çalışır, hafızaya alma daha hızlı olur, duygusal bağlanma daha derin işler. Kitapta adının geçmesi de aynı mekanizmayı tetikler. Çocuk artık dinleyici değil, hikâyenin içindeki kişidir.
Kişiselleştirilmiş bir masal, çocuğa üç şeyi aynı anda söyler. Birincisi, “sen görülüyorsun”. Adının özenle yazıldığı bir kapak, “biri benim için emek vermiş” hissini doğurur, ve bu his özsaygının yapı taşıdır. İkincisi, “sen yetenekli olabilirsin”. Hikâyede kendi adıyla bir kahramanı, bir kâşifi, bir nazik dostu izlemek, çocuğun kendi olasılıklarını sessizce genişletir. Üçüncüsü, “senin hikâyen anlatılmaya değer”. Bu cümle hiçbir zaman açıkça söylenmez, ama sayfada hep oradadır.
Çocuk edebiyatı üzerine çalışan Bruno Bettelheim, klasikleşmiş kitabı Masalların Büyüsü‘nde masalın çocuğun iç dünyasında nasıl bir köprü kurduğunu uzun uzun anlatır. Bettelheim’a göre çocuk, masal kahramanının yolculuğunu izlerken kendi korkularını, hayallerini, çözülmemiş kıpırtılarını ona giydirir. Bu özdeşim ne kadar güçlü olursa, masalın iyileştirici etkisi de o kadar derin olur. İsmin sayfaya işlenmesi, bu özdeşimi en kısa yoldan kurar. Aracı kaldırılır, kahraman doğrudan çocuğun kendisidir.
Tabii ki bir masalın iyi olması için sadece isim yetmez. Kişisel bir kitap, hikâyenin omurgasını çocuğun ruhuna göre kurmak demektir. Utangaç bir çocuğa cesaretin tek seferde değil, küçük adımlarla geldiğini gösteren bir öykü, hareketli bir çocuğa sakin bir köşenin de güzel olabileceğini fısıldayan bir dünya, yeni kardeşi olan bir çocuğa sevginin çoğalan bir şey olduğunu hatırlatan bir son. Adın kapakta olması başlangıçtır, içerideki çizginin çocuğa benzemesi devamıdır.
Bir başka önemli nokta: kişisel masalın etkisi çocuğun adı geçmediğinde de sürer. Çünkü çocuk o kitapla bağ kurduğunda, kitabın diğer karakterlerini de kendi dünyasının bir parçası gibi anar. “Hani benim kitabımdaki tilki vardı ya” cümlesi, yıllar sonra bile bir akşam sofrasında duyulabilir. Kitap, eve katılmış bir akraba gibi olur.
Masalmint’te hazırlanan her masal, çocuğun adından çok daha fazlasını taşır. Saç rengi, en sevdiği renk, küçük bir alışkanlık, hatta ailedeki bir takma ad sayfaya işlenir. Hikâye, pediatri danışmanlığında oluşturulan bir omurganın üstüne, atölyemizin editör eliyle dokunur. Çocuğun kapağı ilk gördüğü an, sonraki yıllarda hatırlanacak küçük anlardan biri olsun diye.